BU YÖNTEMLER KİLO VERDİRİYOR AMA…

Günümüz koşulları bizleri obez olma yönüne itelerken buna çare olarak her geçen gün yeni yöntemlerle karşı karşıya geliyoruz. Popüler diyetler ve uygulamalar, bitki çayları, detoks suları, bitki tohumları derken denemediğimiz yol kalmıyor. Ve sonuç: hala diyet yapıyoruz…

Kilo vermek, fit olmak, istediğimizi giyebilmek hepimizin hayali. Fakat hızlı sonuç almak adına girişilen diyetler, kulaktan dolma bilgilerle verilen kilolar sağlığımızı tehlikeye sokabiliyor. Üstelik geçici bir süreliğine verilen kilolar sonrasında fazlasıyla geri dönerek sizi ve metabolizmanızı kısır bir döngüye sokuyor. Diyet yapma azminizi yitiriyor, tekrar yemeye sarıyorsunuz.

Oysa diyet süreci sabır ve kararlılık gerektiren bir süreçtir. Diyet bir süreliğine uygulanacak bir liste olarak görülmemeli, günlük hayatımıza katacağımız yeni ve sağlıklı alışkanlıklar olarak benimsenmelidir.  Tek bir besini kesmek(örnek: ekmek)  veya; tek bir besini çok yemek (örnek:chia tohumu) doğru bir diyet yöntemi değildir. 1-2 gün uygulanan sebze suyu içme, aç kalmak gibi durumlar ise metabolizmayı strese sokan, kan şekerini düşüren, geçici bir boşalma sağlayan etkisiz ve sağlıksız yöntemlerdir.

Diyetin kişiye özelliği; metabolizmaya, kronik hastalık durumuna, kan tetkiklerine, yaşam tarzına, yaş ve cinsiyete, damak zevkine uygun olup olmaması ile ilgilidir. Ancak bu özellikteki bir listeyi,  kişi uzun dönem ve keyifle uygulayabilir.

Yaşam kalitenizi arttırmak, fit ve sağlıklı olmak, hastalıklardan korunmak istiyorsanız sağlıklı ve kalıcı kilo vermeye yönelik yöntemleri, işin uzmanından öğreniniz.

Sağlıklı haftalar dileğimle…

Ciltteki Kırışıklıkların Önüne Geçin

Derimiz dış giysimizdir, güzelliğin en önemli öğesidir. Bizi koruyan bu ince tabaka birçok yıpratıcı etkenle değişime uğrar. Zaman içinde cildin gerginliği azalır ve çizgilenmeler başlar.  Derinin yaşlanmasına, güneşe fazla maruz kalmaya, sigara kullanımına, vitamin ve proteinden eksik beslenmeye, strese, sivilcelere, hormonlarımızla ilgili sıkıntılara, birçok hastalığa ve yıpranmaya bağlı olarak kırışıklıklar artar.

Kuru ve ince cildi olanlarda, fazla mimik yapanlarda, göz, yanak, alın ve dudak çevresi gibi bölgelerde  harekete bağlı ciltte daha belirgin kırışma ve çizgiler görülür. Vücut hareketi ve yatma şekli nedeniyle göğüs arası, boyun gibi katlantı alanlarında da çizgiler olur.

DÖRT MEVSİM GÜNEŞ KORUYUCU KULLANIN

Kırışıklık olan bölgelere her gün antioksidan, vitamin, peptit, hyaluronik asit içeren nemlendirici kremler özellikle kullanılmalıdır. Güneş koruyucu kremleri dört mevsim düzenli sürmek gerekir.

KIRIŞIK ÖNLEYİCİ YÜZ EGZERSİZİ YAPIN

Yüz kaslarımızı uygun egzersizlerle çalıştırıp kırışıklıkların oluşmasını engelleyebiliriz. Gülerken yüz kaslarımız çalıştığı için kırışıklıkların giderilmesi kolaylaşır. Konuşma esnasında farkında olmadan kaşlarımızı çatmamaya özen göstermek faydalı olabilir.

GEREKTİĞİNDE CİLT YENİLEYİCİ İŞLEMLERDEN FAYDALANIN

Kırışmaya engel olmak için 30’lu yaşlardan itibaren yaşa, cilt yapısına, genetik mirasa,  yaşam şekline göre cildi yenileyen işlemler yapılması gerekebilir. Kırışıklık mimik çizgilerine bağlıysa kaş arası ve göz çevresinde botoks kullanılır. Botoks hem çizgileri açar hem de kırışıklıkların derinleşmesine engel olur. Özellikle yanak, göğüs ve boyun bölgesinde botoksa ilave olarak radyo frekans,  fraksiyonel lazer ve hyaluronik asit uygulanarak cilt yenilenmesini kollajen artışıyla teşvik edip uzun vadeli bir etki oluşturulur. Bunun dışında kırışıklığa engel olan başlıca cilt yenileyici işlemler yaptırılabilir. Bu tedaviler kişinin ihtiyacına göre  dönüşümlü veya  bir arada uygulanabilir.

BUNLARI ASLA İHMAL ETMEYİN

Tüm bunlara ek olarak taze sebze ve meyve tüketilmesi,  bol su tüketilmesi, stresten uzak durulması, cildin bol bol nemlendirilmesi ve aktif bir spor hayatı cildin ışığını ortaya çıkarır.Yazımızı okuduğunuz için teşekkür ederi, sağlıklı ve mutlu günler dileriz…

Bilgi ve Randevu İçin :

➤Online Randevu: www.cankayatip.com/online-randevu
➤Tel: 0 232 425 31 31 & ➤WhatsApp: 0549 425 31 32

Çankaya Tıp

Diyetimizi Neden Bozarız ?

AZİMLE BAŞLADIĞIMIZ DİYETİ NEDEN BOZARIZ

Çoğumuz zaman zaman pazartesi diyete başlayıp ancak hafta sonuna kadar sürdürebildiğimiz olmuştur  veya belli bir süre diyet yapıp fazla kilolarınızı verip geri almış olabilirsiniz. Diyet yapma aşamasında yaşanan bu gelgitler gerek metabolik, gerekse psikolojik olarak sizi strese sokar. Başarısızlık düşüncesi gelişir ve kişi diyet yapmaktan soğuyabilir.

Oysa diyet yapma süreci kararlılık ve istikrar gerektiren bir süreçtir. Bunun yanında kişiye özel doğru  bir diyet programı olmazsa olmazdır.

 PEKİ NEDEN TAM DA HARFİ HARFİNE BİR PROGRAMA BAŞLAMIŞKEN YARIDA BIRAKIYORUZ?

Diyete başlayan kişi sevdiği birçok yiyecekten uzak durmak zorunda kalmaktadır. Günümüz insanı çalışma ve sosyal ortamı gereği sağlıksız beslenmeye daha eğilimlidir. Kişi olumsuz uyaranlara ne kadar hayır diyebilse de bir süre sonra yasakları delmekten kendini alıkoyamaz. Bazen başarı ile devam eden diyet programı kilo verme süreci yavaşladığında kişide umutsuzluk yaratır. Bazı durumlarda ise kişi hedefe ulaştıktan sonra, diyetten tamamen uzaklaşıp eski alışkanlıklarına geri dönerek tekrar kilo alabilir. Çevreden gelen “yine mi diyettesin?” “bugünlük diyet yapmayıver” “bir parça yersen bir şey olmaz” “bu hafta kaç kg verdin?” “benim bildiğim bir liste var haftada 2 kg verdiriyor” gibi olumsuz cümleler kişinin diyetinİ sabote eder.

ETKİLİ VE KALICI BİR DİYET PROGRAMI NASIL MÜMKÜNDÜR?

Diyete başlayacak olanlar öncelikle kendilerine şu cümleyi tekrar etmeliler “Sağlıklı olmak , daha iyi hissetmek ve yaşam kalitemi arttırmak için bana uygun doğru besinleri ve beslenmeyi öğreneceğim”.  Diyete başlarken asla “şu kadar ayda şu kadar kilo vermeliyim” gibi bir şartlanmaya girmeyin. Böyle bir durumda kendinizi belli bir süreye adapte eder devamında istikrar sağlayamayabilirsiniz.

Bir diyet programına başlamadan önce bu işin uzmanı olanlardan yani diyetisyenlerden size uygun bir diyet programı almanız temel şarttır.  Çevrenizdekilerin diyeti veya internetten indirdiğiniz diyetler size özel olmadığı gibi uzun bir süre uygulayabileceğiniz türden değildir. Diyet programınız sizİn tetkik sonuçarınıza, metabolik hızınıza, iş ve sosyal ortamınıza uygun olarak hazırlanmalıdır.     Diyet sürecinde diyetisyeninizle sık sık görüşme halinde olmalı değişen koşullarınıza göre diyetinizin düzenlenmesini istemelisiniz. Örneğin eğer tatilde diyet yapmak istemiyorsanız kilonuzu korumaya yönelik bir program uygulayabilirsiniz.

DİYETTE İKEN YAŞAM BOYU DEVAM EDEBİLECEĞİNİZ ALIŞKANLIKLARIN ÜZERİNE ODAKLANIN.

Örneğin:

  • Şekersiz içeceklere yönelin.
  • Her gün salata yemeyi alışkanlık edinin.
  • Su içmeyi sürekli kendinize hatırlatın .
  • Paket ürünlerden uzak durun
  • Porsiyonlarınızı kendiniz oluşturmayı alışkanlık edinin, tabağınızda fazla olanı bitirmeye çalışmayın. Bu gibi sayabileceğimiz birçok küçük değişiklik günlük aldığınız enerjiyi dengelemenizi sağlayacaktır.

Eğer bir süredir diyet yapıyorsanız ve hedefinize daha çok varsa sıkıldığınız zamanlarda diyete ara verin. Fakat dikkat ! Sağlıklı beslenmeye değil, diyete ara verin. Geçici olarak koruma programı uygulayabilir böylece verdiğiniz kiloları geri almadan kaldığınız yerden devam edebilirsiniz.

Son olarak  başarmak için azim ve kararlılığın ne kadar önemli olduğunu hepimiz biliyoruz. Diyete başlarken de bu süreci en rahat şekilde geçirmek adına kararlı olun ve asla vazgeçmeyin.

“Taşı delen suyun gücü değil damlaların sürekliliğidir”.

Sağlıklı haftalar dileğimle…

10 Şart ile Yüksek Tansiyonu Düşürün !

10 adımda yüksek tansiyonu düşürün. Hipertansiyonun Primer Önlenmesi adlı 5 yıllık çalışmada;

  • zayıflama
  • tuz ve alkol alımını azaltma
  • beden hareketlerini arttırma

gibi aktivitelerin kan basıncını düşürdüğü görülmüştür.

1- Tuz Kısıtlaması

Tuz kısıtlamasının küçük ve büyük tansiyonda anlamlı bir düşüşe yol açtığı görülmüştür.

Yüksek tansiyondan kurtulamak için tuzu bırakın

2- Sigaranın Bırakılması

Sigarayı bırakmak yüksek tansiyonda ilaç tedavisine karşı direncin önlenmesi ve kardiyovasküler riskin azaltılması için gereklidir.

Yüksek tansiyona karşı sigarayı bırakın

3- Sağlıklı Beslenme

Meyve ve sebzeden zengin, az yağlı, düşük kolesterol içeren ürünlerin, erişkinlerde kan basıncını düşürdüğü görülmüştür.

Yüksek tansiyona karşı meyve ve sebze tüketimini arttırın

4- Düzenli Spor Aktiviteleri

Düzenli egzersiz yapan yüksek tansiyon hastalarında, büyük tansiyonda düşme olmaktadır.

Yüksek tansiyona karşı düzenli spor aktiviteleri yapın

5- Stres Yönetimi

Stres kan basıncında hızlı yükselme yapabilir. Egzersiz, müzik dinleme, yürüyüş yapma gibi yaklaşımlar kan basıncında düşme sağlayabilirler.

Yüksek tansiyona karşı stres yönetimi

6-Akılcı İlaç Kullanımı

İlaç yalnızca hekimin gerekli görmesi durumunda, reçeteli olarak kullanılır.Her ilaç değil, doğru ilaç ve çok ilaç değil, dozunda ilaç kullanılmalıdır.

Akılcı İlaç Kullanımı

7- Alkol Alımının Azaltılması

Alkol kullanım miktarının yüksek olması, yüksek tansiyon riskini artırabilir.Aynı zamanda alkol kullanımı ilaçların etkisini de azalttığı gibi inme riskini de artırır.

Yüksek tansiyona karşı alkolü azaltın

8-Sıcaklardan Korunma

Sıcak havaların özellikle aşırı nemle beraber birleştiği taktirde yüksek tansiyon hastalarında olumsuz etkilere yol açabildiği bilinmektedir.

Yüksek tansiyon hastaları sıcaklardan korunmalı

9-Düzenli Sağlık Kontrolü ve Check-Up Programı

Sağlıklı veya hasta bireylerin uygun zamanlarda, uzmanlarca sağlık kontrolüne girmesi veya düzenli Check-Up programlarına katılması, sağlıklı kalma ve sağlam olma şansını artırır.

10- Hareketli Yaşam

Vücut ağırlığının kontrol altında tutulması ve fiziksel aktiviteyi arttırma yüksek tansiyon hastlarının çoğunda anlamlı kan basıncı düşmesine yol açar.

Kalp Krizi Sonrası İlaç Tedavisi

Kalp krizi, kalbe giden kan akımında ani bir azalmadan kaynaklanır. Bunun da nedeni genellikle kalbin atar damarı olan koroner arter veya onun dallarından birinin kan pıhtısı nedeniyle kısmen veya tamamen tıkanmasıdır.
Sol kola, boyna ve alt çeneye yayılabilen, genellikle 20 dakikadan uzun süren şiddetli göğüs ağrısı ve bazende bulantı/kusma, nefes darlığı,halsizlik,çarpıntı,bayılma gibi belirtiler ile kendini gösteren bu tıkanıklık,çeşitli tedavilerle kısa süre içinde açılmazsa tıkanan damarın beslendiği kısımdaki kalp kası dokusu ölür.

Kalp Krizi Sonrası İlaç Tedavisi Nedir, Tekrarlanmaması İçin İdeal Tedavi ve Süresi Nedir ?

Kalp krizi sonrası ilaç tedavisi, kalp-damar sağlığınızı koruyan ve kalp krizi geçirme riskinizi azaltan tedavilerden oluşur.Bunlar arasında kan sulandırıcı ilaçlar,tansiyon ilaçları, kolesterol ilaçları vardır.İki kan sulandıran Aspirin’i ömür boyu, diğer kan sulandırıcınızı ise 1 yıl süreyle kullanmanız gerekir, bir daha kalp krizi veya inme geçimemeniz için bu nokta çok önemlidir. Hekim önerisi olmadan kan sulandırıcı ilaçların erken kesilmesi damarların ve/veya varsa stentin tıkanmasına neden olabilir.
Bu nedenle klopidogrel veya prasugrel veya tikagrelor içeren ilaçları kalp krizi geçirdikten sonra 1 yıl süreyle düzenli olarak doktorumnuzun önerdiği şekilde kullanınız. Ayrıca kalp-damar sağlığınızı etkileyen diyabet gibi başka hastalıklarınız varsa bunlara yönelik tedaviler de kalp krizi riskinizi azaltır.

Hangi Tedaviler Ömür Boyu Devam Etmelidir ? İlaç Tedavisinde Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar Nelerdir ?

Krizi geçirdikten sonra kan sulandırıcı ilaçlarınızın bir kısmını kolesterol ilacınızı ve tansiyon ilacınızı ömür boyu kullanmanız gerekir.Aspirin ile birlikte kullandığınız diğer kan sulandırıcı ilaç veya ilaçlarınızı doktorunuzun önerdiği şekilde düzenli kullanmanız çok önemlidir. yine de her hastanın risk faktörü farklıdır, bu nedenle size reçete edilen tüm ilaçları mutlaka hekiminizin önerdiği süre ve şekilde kullanın. İlaç tedavisine uyum çok önemlidir, eğer ilaçlarınızı almayı unutuyor veya atlıyorsanız, ilaçlarınızı günün aynı saatinde almaya çalışın ve ilaçlarınızı bir ilaç kutusunda tutarak o gün kullanmanız gereken ilaçları aldığınızdan emin olun.

Kalp krizinden korumak için lütfen düzenli olarak Check-Up yaptırın veya düzenli olarak muayene olun.Sağlıklı günler dileriz.

Kampanyalarımızı takip edin

Romatizma Hastaları Nasıl Beslenmelidir?

Romatizma hastalığında doğru beslenmek şikayetlerinizi hafifletir.
➡️Romatizma hastaları kırmızı et tüketimini azaltmalı balık tüketimini arttırmalıdır.
➡️Omega 3 ve D Vitamininin iyileştirici etkisi vardır.
➡️Güneş ışığından yeterince faydalanarak D vitamini sentezini arttırabilirsiniz.
➡️ Balık, keten tohumu, ceviz tüketimine ağırlık vererek omega 3 ihtiyacınızı karşılamış olursunuz.
➡️Taze sebze ve meyveler antioksidan özellikleri ile şikayetlerinizin ortaya çıkmasını önleyici özellik gösterir.
➡️ Ayrıca iltihaplanmayı yatıştırıcı etkisi olan zencefil, zerdeçal gibi baharatları yemeklerinize veya bitki çaylarınıza ekleyebilirsiniz.
❌ Paketlenmiş hazır ürünlerden, işlenmiş et ürünlerinden, kızartmalardan, şekerli gıdalardan uzak durunuz.

UNUTKANLIĞINIZIN NEDENİNİ ÖĞRENEBİLİRSİNİZ!

Gündelik hayatın koşuşturması sırasında uzun süredir devam eden, önemsemediğiniz unutkanlıklar ciddi bir hastalığa işaret ediyor olabilir.

Son zamanlarda her şeyi unutmaya mı başladınız? Bildiğiniz, tanıdığınız insanlar, olaylar size yabancı gelmeye mi başladı? Bazı şeyleri defalarca soruyor musunuz? Eşyalarınızı bıraktığınız yerde bulamamanın ötesinde günlerdir planladığınız programları da günü geldiğinde unuttuğunuz oluyor mu?

Unutkanlığınızın nedenini ayrıntılı Nöropsikolojik Test Bataryası uygulaması ile çok kısa sürede öğrenmeye ne dersiniz?

Gençlerde görülen unutkanlıklarda Dikkat Eksikliği ve Anksiyete  ön plandadır.

Açlık, uykusuzluk, yoğun fiziksel yorgunluk gibi sık görülen etkenler dışında unutkanlıklar, özellikle genç yaşlarda daha çok ‘Dikkat eksikliği, konsantrasyon bozukluğu, anksiyete bozukluğu’ gibi sebeplere bağlıdır.

Bu ve benzeri durumlar sizin veya çocuğunuzun yaşam kalitesini direk veya dolaylı yoldan etkileyebildiği gibi yeterli akademik başarıyı gösterememesine de neden olarak ders çalışma performansını düşürebilir.

Anksiyete bozukluğuna bağlı unutkanlıklarda ise kişinin unutkanlığına eşlik eden farklı bedensel yakınmalar(çarpıntı, titreme, halsizlik, mide-barsak şikayetleri gibi), iç sıkıntısı, yoğun kaygı duygusu eşlik edebilir.

Tüm bu ruhsal durumlar yanı sıra daha nadir olarak kansızlık, endokrinolojik bozuklukluklar, vitamin yetmezlikleri veya bazı nörolojik durumlar da unutkanlıklara neden olabileceği gibi bu gibi durumlar basit kan tetkikleri ve beyin görüntüleme yöntemleri ile tespit edilebilir

Orta ve ileri yaşlarda devam eden ve giderek artış gösteren unutkanlıkların mutlaka değerlendirilmesi gerekir.

Günümüzde yaşam süresinin uzamasıyla çevremizde sıkça duymaya başladığımız demans hastalıklarından Alzheimer hastalığı, unutkanlık yaşayan neredeyse herkes için bir endişe kaynağıdır. Sıkça unutkanlık yaşayan kişiler, “Acaba bende bunama mı başladı?” diye düşünürler.

Her ne kadar bu tür hastalıkların erken yaşlarda başlayanları (65 yaş altı) ayrı bir grup olarak incelense de, bu yaş grubunda unutkanlık nedenleri daha sık olarak farklı ruhsal durumlara bağlıdır.

 Unutkanlığın normal mi, yoksa bir hastalık belirtisi mi olduğunu nasıl anlaşılır?

Unutkanlığın hastalık sayılıp sayılmaması, kişinin yaşamının unutkanlıkları yüzünden ne kadar etkilendiğine bağlıdır. Kişi çevresinden“Sen bugünlerde çok unutkan oldun! Söyledim hatırlamıyor musun?” gibi geribildirimler alabilir. Bunun yanında kişi kendisini de gözlemleyebilir, “Zaman zaman unutmalarım başladı” diyebilir. Unutkanlık yüzünden yaşam kalitesi bozulmaya başladıysa, mutlaka dikkat edilmesi gerekir. Bu durum her rahatsızlık için ayrı değerlendirilir. Unutkanlık sorunları standart gibi görünse de demans için farklı, depresyon için daha farklıdır.

Unutkanlık nasıl değerlendirilir?

Unutkanlık değerlendirmesi, beyin-davranis iliskisi temeline oturan nöropsikolojik testlerle gerçeklestirilmektedir. Beyin bölgelerinin aracilik ettigi mental islevleri degerlendiren ve bunlardaki bozulmalari gösteren nöropsikolojik testler, klinik olarak özellikle ayirt edilmesi zor olan depresyon ve bunamanin ayirt edici tanisinda yardimci olmaktadir. Bu tip testlerle; hastanin basit dikkat, dikkati sürdürme, bellek, soyutlama, planlama, görsel mekansal algi ve yapilandirma özelliklerine bakilip unutkanligin neye bağli olduguna dair fikir oluşturulabilirken, aynı zamanda kişinin ruhsal durumu da değerlendirilerek eşlik eden veya ayırt edilmesi gereken depresyon, anksiyete bozukluğu gibi ek hastalık durumları tespit edilir.

 

Psikolojik Destek Almanın Tek Yolu İlaç Tedavisi Değildir !

Günümüz modern yaşam koşullarında sosyal etkileşimlerin azalmasına, siyasi,adli veya ekonomik alanlarda toplumsal ve/ veya bireysel zorlanmalar eklendiğinde ruhsal dengemizi korumak, moral, canlılık, neşe, uyku, iştah  gibi yaşamsal döngümüze yön verici alanların etkilenmesinin önüne geçmek oldukça zor gibi görünmektedir.

Her ne kadar toplumumuzda ‘Psikiyatri hekimine başvurmak için akıl hastası olmak gerekir’ gibi yanlış kanılar belirgin şekilde ortadan kalkmış olsa da halen devam eden yaygın ve yanlış bir görüş, ‘Psikiyatri hekimine gidersem bana kesin ilaç verecek’  şeklinde devam etmektedir.

Öncelikle şunu kesinlikle unutmamak gerekir; Ruhsal danışmanlık için başvurabileceğiniz her durum bir hastalığı işaret etmeyebilir. Örneğin deprem sonrası devam eden korkularınız olabilir veya stresliyken sıklıkla mide barsak şikayetleri yaşayabilirsiniz, haftada birkaç gün uykusuzluk çekiyor olabilirsiniz ve bu sizin iş performansınızı belirgin olarak etkileyebilir. İlişkilerinizde tekrarlayan çözümsüzlüklerle karşılaşıyor ve bir türlü sonuca ulaşamıyor olabilirsiniz.

Psikiyatri hekimleri olarak bizler ilk etapta, her şeyden önce, danışanımızı anlamak isteriz. Yaşadığınız sıkıntının büyüklüğünü ve sizi nasıl etkilediğini/ değiştirdiğini gözlemler ve bunu sizinle paylaşarak farkındalığınız üzerine çalışırız. Ardından zaten farkında olduğunuz başka sorunları gözeterek size hangi yolla yardımcı olacağımıza karar veririz. Psikolojik yardım veya desteğin tek yolu ilaç tedavisi değildir.

İlaçsız tedaviler alanında, başta bireysel psikoterapiler olmak üzere geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları, grup terapileri, psikodramalar gibi farklı yöntemler kullanılır. Yaşam kalitenizi arttırmak, ilişkilerinizi düzenlemek, stresle baş etmenizi güçlendirmek adına  psikolojik destek almak için asla geç değildir.

BAYRAMDA KİLO ALMAK İSTEMİYORSANIZ DİKKAT !

Ramazan ayının sonuna geldik. Önümüzde ramazan bayramı var. 1 aylık oruç sürecinin sonunda oruç tutanlarda, uzun dönem açlık ve susuzluk sonrası sindirim sistemi ve metabolizma yavaşlamış durumdadır. Bu nedenle kilo almamak için normal beslenmeye geçerken birden yüklenmemeye özen göstermeliler.

Özellikle ikramların ve tatlı çeşitlerinin bol olduğu bayramda porsiyon kontrolü çok önemli. Bayramın ilk günü itibari ile yumurta, peynir, ekmek, zeytinden oluşan hafif ve klasik  bir kahvaltı ile  güne başlamalı ve kahvaltıda domates, salatalık gibi taze sebzelere mutlaka yer vermeliyiz.

Öğle ve akşam yemeklerimizin birinde mutlaka sebze yemekleri olmalı.  Sebzeler posa içerikleri ile metabolizma hızımızı artıracaktır. Öğünlerimizde yoğurda mutlaka yer açmalı böylece sindirim sistemimizi aktive etmeliyiz.

İkramlardan mümkünse sütlü ve meyveli tatlıları tercih etmeli; şerbetli tatlılarda,  2 dilimden fazlasına hayır diyebilmeliyiz.  Bayramda tatlı seçeneği kullanacaksak gün içinde meyve ve  ekmek gibi karbonhidratları azaltmalıyız.

Bayram ziyaretlerimizde kısa mesafelerde yürümeyi tercih etmeliyiz. Özellikle akşam öğünü sonrası 20-30 dakikalık yürüyüş yapmak kilo almanızı engelleyebilir.

METABOLİZMAYI TEKRAR HIZLANDIRMAK İÇİN

Ramazan ayı sonrası metabolizmamızı hızlandırmak için bazı yiyecek-içeceklere öncelik verebiliriz.

Sindirimi hızlandırmak için “kefir

Kefir probiyotik etkisi ile sindirim sistemimizi aktive eder, barsak sağlığımızı korur, bağışıklık sistemimizi güçlendirir. Kilo almamızı engeller.

Toksin atmak için iyi bir antioksidan” kiraz

Kiraz A, C vitamini, potasyum ve liften zengin bir meyvedir. Antioksidandır. İyi bir toksin atıcıdır. Kabızlığı giderir, tok tutar, metabolizmayı hızlandırır.

Et yerine “kurubakliyat

Kurufasülye, yeşil mercimek, nohut, barbunya, kuru börülce gibi bakliyatlar içerdikleri posa ve protein nedeniyle metabolizmamızı hızlandırır.

Her gün  20-30 dakika egzersiz

Fiziksel aktivitenin diyabet, obezite gibi birçok metabolik hastalığın tedavisinde etkisi kanıtlanmıştır. Yürüyüş yapmamız bile mümkün değilse ev içinde yapabileceğiniz kardiyo egzersizleri araştırabilir,  müzik eşliğinde eğlenceli hale getirebilirsiniz.

Sağlıklı ve mutlu bir bayram dileğiyle…

RAMAZANDA BESLENME

Bu yıl ramazan ayı 17 saatlik bir açlık  süresini kapsıyor. Oruç ayı vücudumuz için genel bir dinlenim hali yaratsa da yavaşlayan metabolizmamız nedeniyle kilo almaya daha meyilli olabiliyoruz. Bunun yanında kabızlık,  reflü gibi sindirim problemleri de  ramazan ayında gelişebilen rahatsızlıklar arasında.  Ramazan ayında oruç tutanlar sıcak yaz mevsimine denk gelen bu süreci daha sağlıklı ve rahat geçirebilirler.

RAMAZANDA ÖĞÜN SAYISI NASIL AYARLANMALI?

Ramazan ayında öğün sayısının 2 ye düşmesi, uzun süren açlık durumu, metabolizmayı  yavaşlatıp kabızlık gelişimine yol açabiliyor.  Bu nedenle  sahurun atlanmaması gerekiyor . Sahur öğünü gün içinde ihtiyacımız olan temel besin ögelerini  almamızı sağlayarak dayanıklılığımızı arttırıyor, direncimizi geliştiriyor.

SAHURDA NELER TÜKETİLMELİ

Sahur öğününde iyi protein kaynakları ve posa tüketmeye özen göstermeliyiz. Peynir, yumurta gibi kahvaltılıklar;  kiraz, kayısı, karpuz, salatalık gibi mevsim meyve-sebzeler, açlık ve susuzluğumuzu kontrol altına almamızda yardımcı olur, dinç kalmamızı sağlar.  Kabızlık oluşumunu engeller. Tahıllardan tam tahıllı ekmek veya; çorba tercih edilebilir. Bu öğünde tüketilen yağlı, tuzlu, hamurlu yiyecekler ertesi gün bizi zorlayabilir, midemizi ağırlaştırabilir. Sahurda su tüketimini ihmal etmemeli, oda sıcaklında su tercih etmeliyiz.

İFTARDA NASIL BESLENMELİ

İftarda aşırı açlık ve susuzluğun etkisini yavaş yavaş gidermeye özen göstermeliyiz. Hafif bir çorba  veya  ılık 1 bardak su,  iftarı açmak ve boş mideyi sindirime hazırlamak için iyi bir seçim olur. Çorbamız aşırı sıcak olmamalıdır. Bol çeşitli ramazan sofralarında tabağımızı doldururken ölçülü olmaya dikkat etmeliyiz. Tabağımızda ana yemek olarak mutlaka pişmiş sebzelere yer vermeliyiz, bunun yanına alacağımız et çeşidi yağsız olmalı. Örneğin 3-4 kaşık taze fasülye + 1 haşlama but gibi. Pilav- makarna grubunda ölçüyü 3-4 yemek kaşığında bırakmalıyız.

Yoğurt sindirimimiz için oldukça faydalı bir besindir. Probiyotik etkisi ile sindirimi hızlandırır, bağışıklığımızı güçlendirir. İftarda mutlaka, yoğurt, cacık veya ayran olmalıdır. Ayrıca salata tüketimi oldukça önemlidir. İftarda kabızlık yaşamamak ve yavaşlayan metabolizmamızı hızlandırmak için salata ya da yeşillik mutlaka yemeliyiz. Tüm bu yiyecekleri tüketirken, iyi çiğnemeye, aldığımız her lokmanın keyfini alarak yemeye özen göstermeliyiz. Böylece yemek sonrası hazımsızlık ve şişkinliğin önüne geçilmiş olur.

SU NE KADAR İÇİLMELİ

Bu mevsimde içmemiz gereken su miktarı ortalama 2-2,5 litredir. Oruç ayında bu miktarı tamamlamak için suyu sahur ve iftar arasındaki süreye yayarak içmeliyiz.  Siyah çay ve bitki çayları, kompostolar da sıvı ihtiyacımızı karşılamak ile birlikte suyun yerini tutmaz. Suyu mutlaka ılık olarak içmeye özen gösterelim.

İFTARDA TATLILAR?

İftarda tatlı yeme ihtiyacımızı mümkünse kabak, ayva tatlısı gibi meyveli tatlılardan veya dondurma, sütlaç gibi sütlü tatlılardan karşılayalım ve eğer bunlardan yiyeceksek o gün iftarda meyve ve yoğurt haklarımızdan vazgeçelim. Şerbetli tatlılar ağır iftar yemeklerinin üzerine vücudumuza fazlalık olarak dönebilir. Telafisi, iftar sonrası 1 saat tempolu yürüyüş olabilir.

ORUÇ TUTMAK KİMLER İÇİN RİSKLİ

Özellikle bazı kronik ve metabolik hastalığı olanlar oruç tutma konusunda dikkatli olmalılar. Diyabet (şeker) hastaları, yüksek tansiyonu olanlar, kalp damar hastaları, böbrek hastaları açlık ve susuzluk durumundan olumsuz etkilenebilirler.  Ani şeker düşüklüğü, tansiyon yükselmesi, bayılma gibi durumlar gelişebilir. Bu hastaların doktor ve diyetisyenlerinin kontrolünde olmaları gerekir.

Sağlık , huzur, hoşgörü, bereketin bol olduğu bir ramazan dileğiyle.